Covid-19 Salgını: Hayatlarımızı Koruyalım, Onların Kârını Değil!

Ekososyalizm, kapitalist toplumun bu küresel krizinin tek alternatifidir. Sağlık krizine tepki bu alternatife ulaşmak için diğer mücadele alanlarıyla birleşen bir seferberlik halinde olmalıdır. Birleşik bir ekososyalist, feminist ve işçi mücadelesinin hedefi bizi ve gezegeni öldüren kapitalist sistemden kurtulmak ve yeni bir toplum inşa etmek olmalıdır.

Koronavirüs salgını son derece endişe verici bir halk sağlığı sorunudur ve insanlık için sebep olacağı acı muazzam boyuttadır. Hâlihazırda Batı Avrupa’da sağlık sistemleri can çekişmektedir. Zaten zayıf veya çok kırılgan olan sağlık sistemlerinin 40 yıldır neoliberal politikalarla korkunç biçimde zarar gördüğü küresel Güney ülkelerinde kitlesel olarak yayılması halinde ölüm oranı son derece yüksek olacaktır.

Hâlihazırda yüzyılın en ciddi salgınıyla karşı karşıyayız. Her ne kadar kestirmek zor olsa da 1918-1919 yıllarında İspanyol Gribi adı verilen salgın sonucu gerçekleşen ölüm sayısı en başta genç yetişkinler arasında ciddi düzeydeydi. Birinci Dünya Savaşı’nı takip eden bu dönemde salgının etkileri bilhassa şiddetliydi. Covid-19 salgınının hızla yayılması, özellikle kapitalist küreselleşmenin getirdiği uluslararası ticaretteki artış, genele yayılan ticarileşme ve kâr yasasının üstünlüğü bağlamında neoliberal düzenin ve güvencesizliğin yükselişe geçmesinin sebep olduğu halkın direnme kapasitesinin zayıflamasıyla açıklanabilir.

Bu yeni Koronavirüs, 2019 Kasım ayında Çin’de tespit edildi. İlk aşamada tehlikeye dikkat çeken doktorlar ve bilim insanları susturuldu ve baskı altına alındı. Çin Komünist Partisi derhal harekete geçmiş olsaydı, salgın tehlikesinin daha en başta önü alınabilirdi.

Tehlikenin inkârı politikası Çin rejimine özgü değildir. Birleşik Devletler’de Donald Trump bu “yabancı virüsle” dalga geçti. Jair Bolsonaro, salgın Brezilya’yı da etkisi altına almışken “futbol maçlarını iptal etmenin çılgınlık olacağını” ilan etti ve Adalet ve Parlamento aleyhine bir gösteriye katılmak için sağlık yetkililerinin bütün yasa ve ilkelerine meydan okudu. Birleşik Krallık’ta Boris Johnson, başlangıçta “sürü bağışıklığını” (salgının serbest olarak gerçek sınırlarına ulaşmasını sağlamak için, nüfusun yaklaşık yüzde 70’inin enfekte olacağı şekilde virüsün yayılmasına izin vermek) savundu. Bu katı ve tehlikeli yaklaşımını değiştirmek zorunda kaldı. Belçika Başbakanı Sophie Wilmès, uzun bir süre tüm uyarılara kulaklarını tıkadı. Fransa Cumhurbaşkanlığı, ilk vakaların ortaya çıkmaya başladığı Ocak 2020’ye kadar stratejik stoklarını (koruyucu giysiler ve ürünler) yenilemedi. Doğu Avrupa’daki salgından az etkilenen ülkelerin hükümetleri ise kıtanın batısındaki sağlık krizinden ders çıkarmıyor. Avrupa Birliği, ağır hasar almış olan ve ülke içinde maske bile üretmeyen İtalya ile en temel dayanışmayı örgütleyemedi… Bu gecikmenin başlıca sebebi, hükümetlerin ekonomik faaliyeti ve malların dolaşımını tehlikeye atmak istememeleri ve halkların korunması için minimum kaynak ayırmalarıdır. Sermayenin emeğe saldırısında kemer sıkma politikalarını sürdürme arzusu, ekonomik durgunluk heyulası, halkların sağlığını korumaktan daha güçlüdür.

Tıbbi ve bilimsel araştırmalardaki hızlı gelişmelere rağmen SARS-CoV-2 virüsünün evrimini kestirmek için çok erken: Virüs güzel havaların Kuzey Yarımküre’ye ulaşmasına duyarlı olacak ve hastalık gerileyecek mi? Mutasyon geçirecek mi ve eğer geçirecekse şiddeti artacak mı veya azalacak mı? Hastalığın yayılması, koşulların uygun olduğu (Avrupa, İran ve Birleşik Devletler’i de içine alan) doğu-batı ekseninde gerçekleşti. Ancak bugün virüs kendini Kuzey’e dönmeden önce örneğin bir sonraki mevsim değişikliğinde çoğalabileceği Güney’de de gösterdi. Bir aşının geliştirilmesi zaman alacak.  Covid-19 hastalığının kısa vadede doğal yollarla yok olmasını beklemek sorumsuzluk olacaktır.

Virüs son derece hızla yayılıyor. Rutin teşhis testlerinin yokluğunda kanıtlanmış enfeksiyon vakalarının sayısının gerçekte etkilenen insan sayısına oranı belirsiz; fakat ortaya koyduğu tehlike son derece iyi biliniyor. Hastalıktan ölüm oranları ülkeden ülkeye değişebiliyor. Söylendiğine göre vakaların yüzde 80’i hafif şekilde atlatırken yüzde 20’si ağır; bunlardan yüzde 5’i çok ciddi, yüzde 2’si ise ölümcül. Ciddi tehlike altında olanlar yalnızca yaşlı ve en hasta olanlar değil. Gittikçe daha fazla genç insan kendini salgının patlama yaptığı yoğun bakım ünitelerinde buluyor.

Ana akım medya ve hükümetler ölüm oranlarının yaşa göre değişimine odaklanıyorlar; ancak sınıfsal farklılıklara veya koronavirüs salgını ölümlerinin gelir ya da refah seviyesine göre insanları nasıl etkileyeceğine dikkat çekmemek konusunda çok titizler. 70 yaşında ve yoksulken karantina ya da yoğun bakım ünitelerine erişim zengin olanınkiyle aynı olmuyor.

Halkta yeni koronavirüse karşı bir antikor yok. Ciddi düzeyde hasta olanların tedavisi ağır geçiyor ve gelişmiş teknolojiye sahip ekipman ve eğitimli, yetkin sağlık görevlileri gerektiriyor. Bunun karşılanmaması durumunda (ya da hastane sistemi ambale olmuşsa) tedavi edilebilecek olan pek çok hasta ölüyor ya da ölecek. Eğer zorlayıcı önlemler alınmazsa, 4 milyar insanın enfekte olması durumunda 80 milyon insan hayatını kaybedecek.

Dolayısıyla Covid-19 salgını, örgütlerimiz de dâhil olmak üzere tüm ilerici militan ağlar tarafından son derece ciddiye alınmalıdır. Salgın nerede gelişiyorsa kontrol altına alınması ve halkların sağlığının korunması için en sıkı önlemler alınmalı, bu durum kapitalist ekonominin işleyişini sürdürmesinin üzerinde bir öncelik haline getirilmelidir. Salgının muhtemel gelişme sürecinde tüm ülkeler ilk etkilenen ülkelerden dersler çıkarmalı, hükümetlerinin gerçek koruyucu önlemler almaları için baskı oluşturmalıdır.

Kapsamlı Önleyici Planlar

Etkilenen ülkelerin çoğunda, hazırlık eksikliğinden dolayı hükümetler kıtlığı yönetmeye çalışıyor, kimi zaman da zorunluluğu erdem gibi sunuyor. Var oldukları yerlerde önleyici planlar güçlendirilmeli, bulunmadıkları yerlerde ise baştan aşağı tasarlanmalıdır.

Bu planlar, sağlık sisteminin bir bütün olarak yeniden organize edilmesini, bir salgın durumunda gerekli olan tüm kaynakların seferber edilmesini ve özellikle halihazırda ciddi ölçüde yetersiz olan sağlık hizmetleri personelinin hızla artırılmasını hazırlamalıdır.

Hastaneler birbirini izleyen bütçe kesintilerine maruz kalmış, zayıflamış, kimi zaman özelleştirilmiştir. Halbuki ağır bakım gerektiren salgın durumlarında bu mücadelenin temel direklerinden birini oluşturması gerekir bu hastanelerin. Özel bakım hizmetlerine, ilaç ve tıbbi malzeme üretimine, kamusal ve toplumsal denetim altına alınarak el konulmalıdır. İspanya devleti hükümeti özel hastane yataklarına el koyma inisiyatifinde bulundu örneğin.

Koruyucu kıyafetler, hidroalkolik jeller, virüs tarama kitlerini içeren stratejik stoklar oluşturulmalı. Burada sağlık personeli ve diğer asli alanlarda çalışanlar ile nüfusun en fazla risk altında olan kesimlerine öncelik verilmelidir.

Önleyici planlar arasında tıbbi ve bilimsel araştırmalar da bulunmaktadır. Bununla birlikte, burada yine, kemer sıkma mantığı nedeniyle araştırma finansmanı azaltılmış veya kesilmiştir, bilhassa da koronavirüsle ilgili olanlar. Bu alanda çalışan tüm özel şirketler millileştirilip kamusal ve toplumsal denetim altına alınmalıdır.

Güney Kore, salgının dinamiklerini anlamak ve mümkün olduğunca erken yanıt vermek için kitle tarama testlerinin kullanışlılığını göstermiştir. Ancak, bütçe kısıtlamaları nedeniyle, bu test stokları gerektiği ölçüde muhafaza edilmemiştir. Sonuç olarak, kaynakların azlığı dramatik durumlar yaratmıştır. Kıtlık durumunda, korunma araçları öncelikli olarak, kendilerini yetersiz ekipmanla donanmış bulabilecek olan bakım personeline ve yakınlarına ayrılmalıdır.

Kira, kredi ve su, gaz ve elektrik hizmetleri ödemelerinin askıya alınarak yaşam koşulları garanti altına alınmalıdır. Tüm tahliyeler derhal durdurulmalıdır. Evsizlere gerekli tüm ekipmanlarla barınma sağlamak ve insanları sağlıksız binalarda bırakmamak için boş konutlara el konulması alınacak acil önlemlerdir. Sokakta yaşayanlar kendilerini tecrit edemez ya da karantinaya alamaz.

Salgın tarafından tetiklenen ancak kapitalist ekonomide sorunların birikmesiyle hazırlanan ve gelmekte olan ekonomik ve toplumsal kriz, yeni bir zenginlik yoğunlaşması ve sosyal hakların yok edilmesi için bir fırsat olmamalıdır. Aksine, ilerici güçler, kaynakların yeniden bölüşümüne ve müştereklere dayanan çözümler aramalıdır.

Son olarak, salgının patlaması karşısında sosyal temas ve seyahati sınırlamak ve bu nedenle ekonomik aktiviteyi büyük ölçüde azaltmak için çok katı önlemler alınması gerekiyordu. Bu nedenle önleyici planlar, yoksullaşmanın artışını önlemek ve sağlık kriz zamanında kimsenin kendini yoksun bulmaması için topluma yönelik büyük yardım paketleri içermelidir. Bu hem maaşlı hem de serbest çalışanlar için geçerli olmalıdır. Bu kısıtlamaların maliyeti, şirket kârları ve gelirleri ile büyük servetler üzerinden alınan vergilerin artırılmasıyla desteklenmelidir.

Toplumsal Öz-örgütlenmenin Hayati Önemi

Yetkililerden halkın sağlığını ve toplumsal refahını korumaya yönelik gerekli bütün önlemleri almasını talep etmek zorundayız fakat sadece bunlara güvenmek kadar tehlikeli bir şey yoktur. Sosyal aktörlerin seferberliği zaruridir.

Emek hareketi gereksiz bütün üretimin ve taşımacılığın durdurulması, zaruri işyerlerinde maksimum sağlık güvenliği koşullarının sağlanması ve tam veya kısmi işsizlik durumunda işçilerin gelirlerinin ve sözleşmelerinin tamı tamına korunması için mücadele etmek zorundadır. Araba üretimi gibi gereksiz üretimlerin yapıldığı işyerlerinin kapatılması için grevler de bir yandan sürüyor, örneğin Bask’ın Vitoria şehrindeki Mercedes Benz fabrikasında olduğu gibi. Fransa’da hastane çalışanları veya İskoçya’da çöp toplayıcılar gibi asli işleri yapan işçiler daha iyi güvenlik koşulları talep etmek için harekete geçmiş durumda.

Yerel örgütlerin birçok düzeyde hayati rolleri vardır. Kapanma dönemlerinde insanlar, özellikle her zamankinden daha fazla ev içi ve çocuk bakım yükü üstlenmek zorunda kalan kadınlar, içine düştükleri izolasyonu kırabilirler. Irkçılığa, yabancı düşmanlığına, LGBT+fobiye karşı gelerek güvencesizlerin, göçmenlerin, kağıtsızların ve ayrımcılığa uğrayan azınlıkların hakları olan korumadan dışlanmamasını sağlayabilirler. İzolasyonun şiddet uygulayan bir kocayla aynı evde ölümcül bir kapanma anlamına geldiği kadınlara yardım edebilirler. “Sosyal mesafelenmeye” saygı duyulmasını sağlayabilirler.

İhtiyacı olanlara (yaşlılara, engellilere, karantinada olanlara) yardım için kurulmuş mahalle ve apartman düzeyindeki taban örgütlerinin birçok örneği Britanya, Hollanda ve Fransa gibi birçok ülkede ortaya çıkmaya başladı. İtalya’da, pratik yardımların yanı sıra, topluluklar balkonlarından topluca şarkı söyleyerek sosyal izolasyonu kırmak ve dayanışma göstermek için bir araya geliyor.

Toplumsal hareketler hangi önlemlerin etkili ve vazgeçilmez olduğunu bilmek ve bunların uluslararası paylaşımını desteklemek için bağımsız tıbbi ve bilimsel uzmanlığa dayanabiliyor olmalıdır. Doktorlar ve araştırmacılar da bunlarla ilişki içinde olmalıdır.

Son olarak, toplumsal hareketlerin öz eylemleri demokrasinin yeri doldurulamaz bir garantörüdür. İktidarların otoriteryanizmi acil sağlık durumlarında etkililik adına daha da artabilir. Mümkün en geniş birleşik cephe ile bu egemen eğilime karşı durmak zorundayız.

Kapitalist Toplumun Küresel Krizi

Bir salgın toplum için önemli bir testi temsil eder. Kuzey İtalya’da Lombardiya’daki durum, egemen düzenin başına ne geldiğinin dramatik bir örneğidir. Lombardiya, en iyi hastane sistemlerinden birine sahip Avrupa’nın en zengin bölgelerinden biridir. Bununla birlikte, bu neo-liberal politikalar tarafından zayıflatılmıştır. Bu hastaneler, durumu son derece ciddi durumdaki hastaların akınına uğramış ve bir noktada Anestezistler ve Yaşama Döndürme Derneği hastaları sınıflandırmak ve sadece en yüksek yaşam beklentisi olanları tedavi etmek için karar almış ve diğerlerini ölüme terk etmiştir.

Bu, herhangi bir kazadan sonra ilk yardım çalışanlarının ilk önce tedavi edilecek çok sayıda kazazede arasından karar vermeleri gerektiğindeki gibi tek seferlik bir durum değil, farklı sağlık politikalarıyla kaçınılabilecek sistemik bir başarısızlıktır. Barış zamanında, kıtlıklar,  herkesin kurtarılmaya çalışılmasından vazgeçilen savaş tıbbının kullanılmasını gerekli kılıyor! Bu, dünyanın ekonomik ve tıbbi açıdan en gelişmiş bölgelerinden birinde gerçekleşen ve yarın Avrupa’nın başka bir yerinde de olabilecek korkunç bir dayanışma çöküşüdür.

Egemen Kapitalist Düzeninin Açık Bir Şekilde Kınanması

Sorun, Covid-19 salgınının yarın kendisini “normalleştirip normalleştirmeyeceği” değil, kaç ölüm ve ne kadar sosyal çalkantıya yol açacağıdır. Bu tekerrür eden bir sorudur, çünkü büyük salgın hastalıkların (SARS, AIDS, H1N1, Zika, Ebola …) geri döndüğü bir zamanda yaşıyoruz. Sağlık durumunun kronik krizi bugün küresel ekolojik krizle (küresel ısınma sonuçlarından biridir), kalıcı savaş durumu, neo-liberal küreselleşmenin istikrarsızlığı ve sermayenin finansallaşması, borç krizi, yüksek güvencesizlik ve sosyal dokunun parçalanması, gittikçe otoriterleşen rejimlerin yükselişi, ayrımcılık, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı ile birleşmiştir.

Sağlık kriziyle mücadele etmek, dengeli ekosistemlerin yeniden oluşturulmasına izin veren çiftçi-köylü tarım ekolojisine ve tarım ormancılığına karşı çıkan uluslararası ilaç lobileri ve tarımsal endüstriyel diktatörlük ile somut bir şekilde mücadele etmeyi gerektirir. Sağlıksız mega kentlere son vermek için bir kentsel reformun dayatılması gerekiyor. Genel olarak, bakım hizmetlerinden kâr edilmesi mantığına karşılık; sosyal statüleri ne olursa olsun tüm hastalar ücretsiz tedavi edilmelidir… Hayatlarımız, onların kârlarından daha değerlidir.

Ekososyalizm, kapitalist toplumun bu küresel krizinin tek alternatifidir. Sağlık krizine tepki bu alternatife ulaşmak için diğer mücadele alanlarıyla birleşen bir seferberlik halinde olmalıdır. Birleşik bir ekososyalist, feminist ve işçi mücadelesinin hedefi bizi ve gezegeni öldüren kapitalist sistemden kurtulmak ve yeni bir toplum inşa etmek olmalıdır.

18 Mart 2020